tren info@adakent.edu.tr +90 (548) 829 8888

Dr. Talip Emiroğlu ile yükseköğretim üzerine…

“ Ticari denilen Vakıf Üniversiteleri, yüz binden fazla öğrenciyi burslu okutuyor.” Vakıf üniversitelerinin çok ticarileştiği yönünde bir algı var, Cumhurbaşkanımız bile böyle bir ifadede bulundu. Gerçekten de ticaret eğitimin önüne mi geçti?

Talip Emiroğlu: Öncelikle bu ithamlardan çok rahatsızlık duyduğumu ifade etmeliyim. Kendi özelimizden bakınca, biz her zaman iyi eğitimi amaçlamış bir kurumuz. Bu konuda referansımız geçmişimizdir.1986 yılından beri özel eğitimin içerisindeyim. Şahsen benim için, hiçbir kimse parayı pulu eğitimin önüne getirdiğimi söyleyemez. Yaptığımız iş ortada. Elbette bu eleştirilerin dayanak noktası vardır, birkaç üniversite ticari kaygıları eğitimin önüne geçirmiş olabilir. Ancak bunlar  için bütün sektörü töhmet altına almak doğru değil. Türkiye’deki vakıf üniversitelerinin çoğu, hatta devlet üniversitelerinin de çoğu Cumhurbaşkanımızın onayıyla kuruldu. Eğitime çok önem veriyor ki, bunca kurumları kurdurdu. Vakıfçılık anlayışını tekrar güncelleyip aktif hale getirdi. Bu alanda Vakıflar çok güzel hizmetler verdi.  Yirmi yıldır ülkemizde Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın liberal ,devrimci, milli ve milliyetçi düşünce anlayışına tanık oluyoruz. Vakıf üniversiteleri bu anlayışla hizmet vermeye çalışmaktadır. Cumhurbaşkanımız her fırsatta,  eğitimde kaliteden söz ediyor. Bu anlamda ülkemizdeki vakıf üniversitelerinin  bir çıkış yakaladığını söyleyebiliriz. Dünya ölçeklerinde her geçen yıl üst sıralara tırmandıklarını görüyoruz. Prof.Dr.Yusuf Akçiğit çok verimli bir araştırma yapmış. Burada vakıf üniversitelerinin akademisyen yayınlarında istikrarlı bir artış içerisinde olduğu ortaya konuluyor. Bu başarılar sürekli artacaktır. Niye? Çünkü vakıf üniversiteleri başarılı olmak zorunda. Başarısız olursa devam edemezler. Bu kurumlar devletten yardım almıyor. Keşke alabilselerdi. Kurucu vakıfın desteğiyle kendi sürdürebilirliğini kazanmaya çalışıyorlar. Bu realite bizim için yeteri kadar itici güç oluyor.  Biraz da devlet üniversitelerine ve onların bünyesindeki vakıflara  bakmak lazım. Devletin imkanlarıyla hizmet veriyorlar. Yöneticilerin hiçbir riski yok. Görevi bırakırken kimse onlara, bu kurumu buradan aldın, nereye kadar taşıdın, diye soruyor mu, bilmiyorum.  Cumhurbaşkanımızın yeni görev süresinde yükseköğretimde de radikal iyileştirmeler yapacağını düşünüyorum. Mesela devlet üniversitelerinde rektörler artık sadece akademisyenlerden seçilmeye bilir. Öncelikle, işletme ve liderlik yeteneğinin olması daha isabetli olur. Yükseköğretimimiz için bu çok olumlu bir devrim olur. Yıllık birkaç milyar liraya varan  bütçeleri, bu alanda deneyimsiz hocaların yönetmesinde sıkıntılar olduğunu görüyoruz. Vakıf üniversitelerinde bu sıkıntı mütevelli desteğiyle yaşanmıyor.

ERDOĞAN SEÇİLMELİ

Sn.Erdoğan’ın tekrar seçileceğinden emin konuştunuz.

Talip Emiroğlu:  Siyasetle pek ilgim olmadı, konuşmayı da sevmem. Ancak bu günkü şartlara baktığımda, Sn.Erdoğan’ın bir dönem daha seçilmesini arzuluyorum.

Vakıf üniversitelerine atfedilen ticari sözünü kabul etmediğinizi ve buna karşı olduğunuzu mu anlamalıyız?

Talip Emiroğlu: Bir kere, ticari tarafı olmayan hiçbir kurum olmaz. Elbette başarılı bir ticari yönü olacak. Kar edecek. Yoksa yürümez. Ama ticareti eğitimin önüne getirmemek lazım. Harvard üniversitesinin 40 milyar dolar varlığı var. İki yıl zarar etse, başka çareler aramaya başlarlar. Dolayısıyla bizim vakıf üniversitelerimiz de ticari yönlerini çok güçlü tutmalı. Para kazanacak işler yapmalı. Kar etmeli. Ama kazandığı parayı alıp başka yerlere götürmeyip, eğitimi, üniversiteyi geliştirmek için harcamalılar. Vakıfçılık zihniyetiyle hareket etmeliler .Burada Cumhurbaşkanımızın “ticari” ifadesini, vakıfçılık zihniyetinden uzaklaşarak hareket eden üniversiteler için kullandığını düşünüyorum. Bizim kültürümüzde vakıf üniversiteleri kavramı çok eskilere dayanmaktadır. Türk ve İslam tarihine bakıldığında eğitimin vakıflarla yürütüldüğünü görürüz. Bu bizim en belirgin geleneklerimizdendir. Selçuklular’ın Nizamiye Medreseleri ile Osmanlı’daki Medreseler vakıflarla finanse edilip akademik ve idari özerklikler sağlamışlardır. Amerika da yüksek öğretimdeki başarısını vakıfların desteğiyle elde edebilmiştir. Harvard,Yale,Stamford ve M.I.T gibi zirvedeki üniversiteler birer vakıf kuruluşlarıdır. Bizim tarihimizde üniversitelerin devlet eliyle kurulduğu tek dönem, Osmanlı’nın son dönemleri ve Cumhuriyetin ilk 50 yılları arasında olmuştur. Cünkü savaşlar ve parçalanmalar özel kesimin maddi kaynaklarını tüketmişti. Daha sonra 1970’lerin başında kapanan veya devlet üniversitelerine devredilen özel üniversite macerası yaşandı.1980’lerde ise ilk vakıf üniversitemiz kuruldu.98’de diğerleri kurulmaya başladı. Elbette başlarda bazı sıkıntılar olacaktır. Bu uzun soluklu bir iştir, cesaretlendirmek lazım.

Bu gün vakıf üniversitelerinin yükseköğretimimizdeki ağırlığını nasıl izan edersiniz?

Talip Emiroğlu: Vakıf üniversitelerinde yaklaşık 700 bin öğrenci okuyor. Bunun yüzde 15’i tam burslu, yani 100 binden fazla öğrenci ücretsiz okuyor. Çeşitli nedenlerle burs ve indirim alanlar buna dahil değildir. Okuyorum, bazen vakıf üniversiteleri kapansın diyenler var. Bunu söyleyenlere sormak isterim, sen her yıl bu kadar öğrenciyi burslu okutabilecek misin?  Diğer taraftan devlet üniversitelerinde 7.6 milyon öğrenci okuyor. Bu sayının sadece 3 milyonu örgün lisans öğrencisidir. Geri kalanı ise devlete eğitim maliyeti oldukça düşük olan açık öğretim ve diğerleridir. Kabaca şunu söylemek istiyorum; geçen yıl devletin yükseköğretime ayırdığı bütçe 58 milyar TL. idi. Vakıf üniversiteleri olmasaydı, bu rakama en az 12 milyar TL daha ilave etmek zorunda kalınacaktı. Bu yükü vakıflar devletin üzerinden almıştır. Ayrıca devletimizin 700 bin öğrenciyi daha okutmak için derslik, laboratuvar vb.gibi ilave giderleri olacaktı. En az 5-6 milyar dolar da buradan tasarruf edilmiş oluyor… Diğer taraftan vakıf üniversiteleri ülkemize uluslar arası öğrenci getirmede önemli ilerlemeler sağladı. Bu hem ekonomimize, hem de kültür ihracatımıza önemli katkılar sağlamaktadır.

Vakıf üniversiteleri ücretlerin yüksekliğinin yanında  eğitim kalitesi açısından da eleştiriliyor, kabul eder misiniz?

Talip Emiroğlu: Ben Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi’nin mütevelli heyeti başkanıyım. Benim üniversitemin rektörü YÖKAK’ı (Yükseköğretim Kalite Kurulu) kuran ve dört yıl başkanlığını yapmış olan Prof.Dr.Muzaffer Elmas’tır. Türkiye’deki ve dünyadaki pek çok önemli üniversitelerle eğitim standartlarını yükseltme adına çalışmalar yapmış bir hocamızdır. Sizce bizim üniversitenin eğitimin kalitesine bakışı nasıldır? Başka bir soru sorayım size, yedi yüz bin öğrenci devlet üniversitelerinde ücretsiz okumak yerine niçin para vererek vakıf üniversitelerinde okuyorlar? Hem de ücreti denkleştirmede zorlanarak?.. Kalitesiz olan hiçbir şeye kimse para ödemez.

Biraz önce  uluslararası öğrencilere değindiniz, ülkemiz dünyanın merkezinde olmasına rağmen niçin bu konuda istenen hedeflere ulaşamıyoruz?

Talip Emiroğlu: Haklısınız bu konuda mutlu değiliz. Dünyada 7 milyon civarında uluslar arası öğrenci var. Bizde 300 bine yaklaştığı belirtiliyor. Ancak burada sayıdan ziyade niteliğe bakmak lazım. Bu öğrencilerin 40 bini Suriyeli, oturma izni alabilmek için üniversitelere kayıt yaptıran ama devam etmeyen Türk Cumhuriyetlerinden, Pakistan’dan ve Afganistan’dan öğrenciler var. Dolayısıyla nitelikli yabancı öğrenci sayımız çok daha düşük olabilir. Zaten bunu toplam gelirden de anlayabiliyoruz. Bizde bir yabancı öğrencinin ülkeye katkısı 10 bin dolar civarındadır. Oysa OECD ortalaması 18 bin dolar, İngiltere’nin ortalaması ise 44 bin dolardır. Buna rağmen geldiğimiz bu günkü durumu küçümsemiyorum, başarıdır. Ama bundan sonra bu konuya daha çok çalışmalıyız. Bu  konuda ben çok iyimserim. Cumhurbaşkanımızın bir milyon öğrenci hedefi koyması olumlu hava yarattı. YÖK de bu yönde destekleyici kararlar alıyor. Hedefe ulaşabiliriz. Ancak ücret ortalamalarını da yükseltmemiz lazım. Bunu yapabilirsek hem eğitim kalitesini artırabiliriz, hem de yabancı öğrenci gelirleriyle başarılı Türk öğrencilere daha çok burslu okuma imkanı sağlayabiliriz. Vakıf üniversitelerinin bu konuda belli bir başarıya ulaştığını söyledim. Çok daha iyi olabiliriz. Ancak devlet üniversitelerinin çok düşük ücretlerle yabancı öğrenci alması, hem vakıf üniversitelerinin önünü kesiyor, hem de işi ucuzlatıyor. Şunu demek istiyorum, vakıf üniversiteleri tıp fakültesine yıllık 20-30 bin dolara uluslar arası öğrenci alırken, devlet üniversiteleri Tıp Fakültelerine 2-3  bin dolara öğrenci alıyor. Dolayısıyla öğrenciler ucuza okuyabilmek için devlet üniversitelerini tercih ediyor. Kontenjan bulamayınca vakıfa geliyorlar.  Bu durumun daha iyi anlaşılması için şu örneği vermek istiyorum. Geçen ay Las Vegas Nevada Üniversitesi’ni ziyaret etmiştim. Bildiğiniz gibi orası devlet üniversitesidir. Tıp filan değil, ortalama fakültelerden söz ediyorum. Bağlı bulunduğu Nevada Eyaleti’nden gelen, yani kendi  öğrencilerinden  yıllık 9 bin dolar alıyorlar. Amerika’nın diğer eyaletlerinden gelen öğrencilerden 25 bin dolar, başka ülkelerden gelen öğrencilerden ise yıllık 35 bin dolar alıyorlar. Biz koskoca Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne üç bin dolara öğrenci alıyoruz. Neyimiz eksik bizim? Amerika’daki üniversiteler maddi durumları güçlü olduğu için daha iyi eğitim verebiliyor. Bu yüzden daha iyi araştırmalar yapıyor ve üretebiliyorlar. İmkan verilsin, inanın bizim hocalarımız, öğrencilerimiz dünyada çok ileri seviyede olabilirler. Ben alandaki biri olarak bunu görüyorum.  YÖK Başkanımız Sn. Erol Özvar yükseköğretimin sorunlarına çok vakıf bir Hocamızdır . Bu konuda da ülkemizin faydasına olacak düzenlemeler yapacağına inanıyorum.

Türkiye’de bir ara arka arkaya vakıf üniversiteleri kuruluyordu. Son yıllarda pek kurulmuyor. Devlet mi izin vermiyor?

Talip Emiroğlu: Bence cazip olmaktan çıktı. Biz  yükseköğretime 2009’da Avrupa Meslek Yüksekokulu’nu İstanbul’da kurarak girmiştik. Sonra Kocaeli’de üniversiteye dönüştürdük. Bu sürede üniversite kurmanın kriterlerinin sürekli değiştiğine tanık oldum. Hem kurmak için gerekli koşullar ağırlaştı, hem de işletmek için mütevelliye tanınan inisiyatif alanı sürekli daraltıldı. Bu yüzden 75 vakıf üniversitesi,5 de vakıf meslek yüksekokulu sayısında artış olmadı. Bence bu sayı fazla değil. Elbette devletin denetlemesinden yanayım. Ama bu yönlendirme şeklinde olmalı; yarın elinden alabilirim hissi ön planda olmamalı. Bu gün bir vakıf üniversitesi kurmak için, ilk başta 50-60 milyon doların gözden çıkarılması lazım. Bunun yanında bir sürü riski de kabul ederek işe başlayacaksınız. Karşılığında da her zaman kendini savunma durumunda kalıyorsunuz. Sizce cazip mi? Bu paralara dünyanın her yerinde daha cazip yatırımlar yapmak mümkün. Ben niye yapıyorum derseniz? Ömrüm eğitimle geçti. Eğitimden kazandığımı yine eğitime verdim. Zekatımı bile devlete okul yaparak yine eğitime verdim. Tek amacım var, yılların tecrübesini ve imkanını gençlerimiz için güzel çalışmalarda kullanmaktır. Eğitimde ülkemiz için elde edilmemiş başarıları hedefliyoruz. Bizi ancak ülkemiz ve insanlarımız için bir şeyler yapabilmek mutlu ediyor.

Sürekli savunma yapmak zorunda kalıyoruz derken inisiyatif alanınızın daralmasını mı kast ediyorsunuz? Bu noktada, sizce vakıf üniversitelerinin şirkete dönüştürülmesi daha mı doğru olur?

Talip Emiroğlu: Biraz öyle…Mesela, üniversiteyi kurmak için belirttiğim rakamları kendi varlığından karşılıksız veren ve üniversite maddi sıkıntıya düştüğünde destek için garanti veren Mütevelli Heyet Başkanı, kurumun muhasebesinden kendi adına bir çiçek gönderemiyor. Kuruma aldığı arabaya binemiyor. İşe aldığı akademisyenlerin maaşlarını devlet belirliyor. Kurumun reklam bütçesini, arge bütçesini vs. devlet belirliyor. Sanırım bu konuda liberal anlayıştan biraz fazla uzaklaşıldı. Vakıf üniversitelerinin ,devlet üniversiteleri gibi olması beklenmemelidir.Şu hususun altını çizmek istiyorum; vakıf üniversitesi kuran kişilerin geçmişine bakıldığında ticarette,üretimde veya yaptığı işte başarı sağlamış insanlardır.Bu insanlara biraz özgürlük tanınırsa.destek olunursa kısa sürede dünya standartlarında üniversiteler oluştururlar.Yabancı öğrenci hedeflerimize ulaşabiliriz.  Bence şirket üniversiteleri bu günün şartlarında  pek gerekli değil. Vakıf üniversitelerinin ticari olmasından şikayet ediyoruz. Şirkete dönüşürse bu algı daha da artacak, eğitimin önüne geçecektir. Şirket üniversiteleri yasallaştığı takdirde,mesela biz üniversitemizi şirkete dönüştürmeyiz. Bence çok ticari oldukları tespit edilen vakıf üniversiteleri de şirkete dönüşmezler. Ülkemizin şirket üniversitelerine henüz hazır olduğunu sanmıyorum. Ama üniversiteler için vakıf kanununda düzenlemeler yapılabilir. Mesela mütevelli heyetin daha rahat ve verimli çalışması için gelirin yüzde on oranını örtülü ödenek olarak kullanabilmesi lazım. Bu çalışmaları çok kolaylaştırır. Ayrıca kimse kimseyi töhmet altında bırakmaz.

Sizin KKTC’de de üniversiteniz var, Ada Kent Üniversitesi değil mi? Kıbrıs’ın yükseköğretimini Türkiye ile karşılaştırdığımızda neleri öne çıkartabilirsiniz?

Talip Emiroğlu: Ada’nın bu anlamda daha üniversal olduğunu düşünüyorum. Tanınma sorunu olan bir ülke olmasına rağmen. İlginçtir daha uluslar arası, öğrenci için daha güvenli bir yer. Toplamda yüz binin üzerinde üniversite öğrencisi var. Bu toplam nüfusun dörtte birinden fazladır. Türk öğrencilerin haricinde 40 bini aşkın uluslar arası öğrenci var. Ben bunu çok önemsiyorum. Bu öğrencilerin sayısı artırılabilir. KKTC yasalarına göre kurulmuş ama  YÖK akreditasyonu olmayan üniversite ve fakülteleri yabancı öğrenci tercih etmiyor. Özelikle sağlık bölümlerine kaliteli yabancı öğrenci almak mümkün. KKTC’de nüfusun azlığından dolayı, uygulama yapmanın zor olacağı düşünülerek sağlıkla ilgili fakültelere YÖK tarafından pek sıcak bakılmıyor. Halbuki, öğrencinin istenen uygulamayı yapabilmesi için ek kriterler konabilir. Laboratuvarların daha fonksiyonel olması, Türkiye’de veya öğrencinin kendi ülkesinde uygulama yapmasını zorunlu tutacak şartlar öne sürülebilir.

Birleşmiş Milletler’in 2030’a kadar ulaşılmasını hedeflediği Sürdürülebilirlik Kalkınma Hedefleri konusunda ne düşünüyorsunuz? Sizin üniversitelerinizde bu yönde ne gibi çalışmalar yapılıyor?

Talip Emiroğlu: İyi ki sordunuz bunu, teşekkür ederim.2015 yılında yapılan bu evrensel çağrıyı çok önemsiyoruz. Hepimiz için tek dünya var. Artık öyle bir çağda yaşıyoruz ki,burası benim kimse karışamaz, istediğimi yaparım diyemiyorsunuz. Dünyanın her hangi bir yerindeki olumsuzluk, her yeri ve herkesi ilgilendiriyor. BM’nin 2030 yılına kadar hedef koyduğu 17 başlıkta, maalesef henüz beklenen ilerleme sağlanamadı.Bu başlıkların hepsi insanlık için çok önemlidir. Ama iklim değişikliğinin düzenlenmesi, aşırı yoksulluğun sona erdirilmesi ve adaletsizlikle mücadele gibi başlıklar küresel bağlamda önceliğimiz olmalıdır.Bütün başlıkların hepsi çok önemli, ancak öncelikler arasına nitelikli eğitimi,sürdürülebilir tarımın desteklenmesi ve gıda güvenliğinin sağlanmasını da eklemek gerekir. Bu hedeflerin günümüz insanlarının ihtiyaçlarını karşılarken, gelecek nesillerin yaşamını da sürdürebilir hale getirmeyi amaçladığını vurgulamak isterim.Başarıya ulaşmak için devletlerin,akademinin,özel sektörün ve sivil toplum örgütlerinin işbirliği içerisinde çalışmaları son derece önemlidir. Biz kurum olarak, bu hedeflerin insanlık için ne kadar önemli olduğunu ilk önce zihinlere kabul ettirmenin gerekli olduğuna inanıyoruz. Bu konuda farkındalığı artırmak için sosyal medya ve diğer mecralardaki paylaşımlarımızda bu hassasiyete yer vermeye devam ediyoruz.  Bu konudaki  önceliğimiz eğitim- öğretimde sürdürülebilirlik derslerinin müfredata eklenmesi olmuştur. Aynı zamanda, öğrenci merkezli, interaktif  katılımcı öğrenme yaklaşımlarının benimsenmesi, yenilikçi eğitim, değişim ve dönüşüm becerisi, farklı paydaşlarla çalışabilme ve topluma katkı programlarını her zaman gündemimizde tutmaya çalışıyoruz. Önceki yıllarda olduğu gibi,bu yılın programına aldığımız panel, toplantı ve konferansların konuları da  bu hedeflerle alakalı oldu.Biz Sağlık ve Teknoloji temalı üniversite olduğumuz için konulara kendi penceremizden bakmayı tercih ediyoruz. Bunu şu misalle açayım, seçtiğimiz bölgedeki iklim değişikliğinin canlıların sağlığına yaptığı olumsuz etkiyi bir konferans konusu olarak ele almıştık. Yine, Eczacılık Fakültemizin alternatif gıda üretimiyle ilgili yaptığı çalışmayı da örnek verebilirim.

Son olarak şunu sormak isterim, her şeyin hızla değişiyor olması eğitimi nasıl etkiliyor? Siz kurumlarınızda eğitim planlaması yaparken dünyadaki değişen beklentileri göz önüne alıp nasıl bir güncelleme yaptınız? 

Talip Emiroğlu: Son yıllarda gündemde olan holakrasi yönetim şekli, bizim kurumlarımızda yıllar önce  benimsenmişti. Biz hep birlikte karar alıyor, hep birlikte uyguluyoruz. Bunun uzantısı olarak da kurumlarımızda esnek eğitim modeli uyguluyoruz. Her fakülte ve bölümlerimizdeki ders planı buna göre hazırlandı. Türkiye’de tam olarak ilk bizim kurumlarımızda uygulanıyor bu model. Rektörümüz diğer üniversitelere de gidip anlatıyor, öncülük ediyor. Mesela bir bölümde, zorunlu mesleki derslerin yanında, yetkinliklere dayalı esnek dersler de yer alıyor. Bunlar farklı disiplinlerden dersler, mikrokredi, sertifikalar; önceki öğrenmenin tanınması ve bireysel öğrenme konferansları gibi. Bizim önceliğimiz, eğitim programlarımızı iş dünyasının beklentilerine göre güncelleyebilmektir. Bakın, Davos’ta yapılan 2023 Dünya Ekonomik Formunda, işverenler yüzde 70 oranında mezun yetkinliklerinden memnun değil. Yani üniversitelerdeki eğitim iş hayatının ancak yüzde 30’unu karşılayabiliyor. Durum böyle olduğu için önümüzdeki beş yıl içerisinde, diplomanın yanında yetkinliklere göre işe alma oranının yüzde 50’ye çıkması ön görülüyor. Bu şu demek, ben diplomaya bakmam, yaptığın işe bakarım. Rapordaki diğer bir önemli öngörü de, 2030’da şu anki işlerin yüzde 85 oranında biçim değiştirecek olmasıdır Dikkatimi çeken diğer bir hususta şu anda gençlerin yüzde 85’inin uzaktan çalışma eğiliminde oluşudur. Bütün bu gelişmeler, eğitimi nasıl planlamamız gerektiğini bizlere gösteriyor.  Ülke olarak eğitimde zihniyet devrimi yapmamız gerekiyor. Batı eğitimde, Postmodern çağı geride bırakıp Dijimodern çağı yaşamaya başladı. Biz ise hala tam olarak,  modernist metodun öğretmen odaklı eğitimini  terk edip öğrenci odaklı olamadık. Öğrencilerimiz dijimodernist, eğitim anlayışımız bir asır evveli, olmamalı. Bunları doğru tespit edersek hızla iyileştirebiliriz kanaatindeyim.

“ Ticari denilen Vakıf Üniversiteleri, yüz binden fazla öğrenciyi burslu okutuyor.” Vakıf üniversitelerinin çok ticarileştiği yönünde bir algı var, Cumhurbaşkanımız bile böyle bir ifadede bulundu. Gerçekten de ticaret eğitimin önüne mi geçti? Talip Emiroğlu: Öncelikle bu ithamlardan çok rahatsızlık duyduğumu ifade etmeliyim. Kendi özelimizden bakınca, biz her zaman iyi eğitimi amaçlamış bir kurumuz. Bu konuda referansımız geçmişimizdir.1986 yılından beri özel eğitimin içerisindeyim. Şahsen benim için, hiçbir kimse parayı pulu eğitimin önüne getirdiğimi söyleyemez. Yaptığımız iş ortada. Elbette bu eleştirilerin dayanak noktası vardır, birkaç üniversite ticari kaygıları eğitimin önüne geçirmiş olabilir. Ancak bunlar  için bütün sektörü töhmet altına almak doğru değil. Türkiye’deki vakıf üniversitelerinin çoğu, hatta devlet üniversitelerinin de çoğu Cumhurbaşkanımızın onayıyla kuruldu. Eğitime çok önem veriyor ki, bunca kurumları kurdurdu. Vakıfçılık anlayışını tekrar güncelleyip aktif hale getirdi. Bu alanda Vakıflar çok güzel hizmetler verdi.  Yirmi yıldır ülkemizde Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın liberal ,devrimci, milli ve milliyetçi düşünce anlayışına tanık oluyoruz. Vakıf üniversiteleri bu anlayışla hizmet vermeye çalışmaktadır. Cumhurbaşkanımız her fırsatta,  eğitimde kaliteden söz ediyor. Bu anlamda ülkemizdeki vakıf üniversitelerinin  bir çıkış yakaladığını söyleyebiliriz. Dünya ölçeklerinde her geçen yıl üst sıralara tırmandıklarını görüyoruz. Prof.Dr.Yusuf Akçiğit çok verimli bir araştırma yapmış. Burada vakıf üniversitelerinin akademisyen yayınlarında istikrarlı bir artış içerisinde olduğu ortaya konuluyor. Bu başarılar sürekli artacaktır. Niye? Çünkü vakıf üniversiteleri başarılı olmak zorunda. Başarısız olursa devam edemezler. Bu kurumlar devletten yardım almıyor. Keşke alabilselerdi. Kurucu vakıfın desteğiyle kendi sürdürebilirliğini kazanmaya çalışıyorlar. Bu realite bizim için yeteri kadar itici güç oluyor.  Biraz da devlet üniversitelerine ve onların bünyesindeki vakıflara  bakmak lazım. Devletin imkanlarıyla hizmet veriyorlar. Yöneticilerin hiçbir riski yok. Görevi bırakırken kimse onlara, bu kurumu buradan aldın, nereye kadar taşıdın, diye soruyor mu, bilmiyorum.  Cumhurbaşkanımızın yeni görev süresinde yükseköğretimde de radikal iyileştirmeler yapacağını düşünüyorum. Mesela devlet üniversitelerinde rektörler artık sadece akademisyenlerden seçilmeye bilir. Öncelikle, işletme ve liderlik yeteneğinin olması daha isabetli olur. Yükseköğretimimiz için bu çok olumlu bir devrim olur. Yıllık birkaç milyar liraya varan  bütçeleri, bu alanda deneyimsiz hocaların yönetmesinde sıkıntılar olduğunu görüyoruz. Vakıf üniversitelerinde bu sıkıntı mütevelli desteğiyle yaşanmıyor. ERDOĞAN SEÇİLMELİ  Sn.Erdoğan’ın tekrar seçileceğinden emin konuştunuz. Talip Emiroğlu:  Siyasetle pek ilgim olmadı, konuşmayı da sevmem. Ancak bu günkü şartlara baktığımda, Sn.Erdoğan’ın bir dönem daha seçilmesini arzuluyorum. Vakıf üniversitelerine atfedilen ticari sözünü kabul etmediğinizi ve buna karşı olduğunuzu mu anlamalıyız? Talip Emiroğlu: Bir kere, ticari tarafı olmayan hiçbir kurum olmaz. Elbette başarılı bir ticari yönü olacak. Kar edecek. Yoksa yürümez. Ama ticareti eğitimin önüne getirmemek lazım. Harvard üniversitesinin 40 milyar dolar varlığı var. İki yıl zarar etse, başka çareler aramaya başlarlar. Dolayısıyla bizim vakıf üniversitelerimiz de ticari yönlerini çok güçlü tutmalı. Para kazanacak işler yapmalı. Kar etmeli. Ama kazandığı parayı alıp başka yerlere götürmeyip, eğitimi, üniversiteyi geliştirmek için harcamalılar. Vakıfçılık zihniyetiyle hareket etmeliler .Burada Cumhurbaşkanımızın “ticari” ifadesini, vakıfçılık zihniyetinden uzaklaşarak hareket eden üniversiteler için kullandığını düşünüyorum. Bizim kültürümüzde vakıf üniversiteleri kavramı çok eskilere dayanmaktadır. Türk ve İslam tarihine bakıldığında eğitimin vakıflarla yürütüldüğünü görürüz. Bu bizim en belirgin geleneklerimizdendir. Selçuklular’ın Nizamiye Medreseleri ile Osmanlı’daki Medreseler vakıflarla finanse edilip akademik ve idari özerklikler sağlamışlardır. Amerika da yüksek öğretimdeki başarısını vakıfların desteğiyle elde edebilmiştir. Harvard,Yale,Stamford ve M.I.T gibi zirvedeki üniversiteler birer vakıf kuruluşlarıdır. Bizim tarihimizde üniversitelerin devlet eliyle kurulduğu tek dönem, Osmanlı’nın son dönemleri ve Cumhuriyetin ilk 50 yılları arasında olmuştur. Cünkü savaşlar ve parçalanmalar özel kesimin maddi kaynaklarını tüketmişti. Daha sonra 1970’lerin başında kapanan veya devlet üniversitelerine devredilen özel üniversite macerası yaşandı.1980’lerde ise ilk vakıf üniversitemiz kuruldu.98’de diğerleri kurulmaya başladı. Elbette başlarda bazı sıkıntılar olacaktır. Bu uzun soluklu bir iştir, cesaretlendirmek lazım. Bu gün vakıf üniversitelerinin yükseköğretimimizdeki ağırlığını nasıl izan edersiniz? Talip Emiroğlu: Vakıf üniversitelerinde yaklaşık 700 bin öğrenci okuyor. Bunun yüzde 15’i tam burslu, yani 100 binden fazla öğrenci ücretsiz okuyor. Çeşitli nedenlerle burs ve indirim alanlar buna dahil değildir. Okuyorum, bazen vakıf üniversiteleri kapansın diyenler var. Bunu söyleyenlere sormak isterim, sen her yıl bu kadar öğrenciyi burslu okutabilecek misin?  Diğer taraftan devlet üniversitelerinde 7.6 milyon öğrenci okuyor. Bu sayının sadece 3 milyonu örgün lisans öğrencisidir. Geri kalanı ise devlete eğitim maliyeti oldukça düşük olan açık öğretim ve diğerleridir. Kabaca şunu söylemek istiyorum; geçen yıl devletin yükseköğretime ayırdığı bütçe 58 milyar TL. idi. Vakıf üniversiteleri olmasaydı, bu rakama en az 12 milyar TL daha ilave etmek zorunda kalınacaktı. Bu yükü vakıflar devletin üzerinden almıştır. Ayrıca devletimizin 700 bin öğrenciyi daha okutmak için derslik, laboratuvar vb.gibi ilave giderleri olacaktı. En az 5-6 milyar dolar da buradan tasarruf edilmiş oluyor… Diğer taraftan vakıf üniversiteleri ülkemize uluslar arası öğrenci getirmede önemli ilerlemeler sağladı. Bu hem ekonomimize, hem de kültür ihracatımıza önemli katkılar sağlamaktadır. Vakıf üniversiteleri ücretlerin yüksekliğinin yanında  eğitim kalitesi açısından da eleştiriliyor, kabul eder misiniz? Talip Emiroğlu: Ben Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi’nin mütevelli heyeti başkanıyım. Benim üniversitemin rektörü YÖKAK’ı (Yükseköğretim Kalite Kurulu) kuran ve dört yıl başkanlığını yapmış olan Prof.Dr.Muzaffer Elmas’tır. Türkiye’deki ve dünyadaki pek çok önemli üniversitelerle eğitim standartlarını yükseltme adına çalışmalar yapmış bir hocamızdır. Sizce bizim üniversitenin eğitimin kalitesine bakışı nasıldır? Başka bir soru sorayım size, yedi yüz bin öğrenci devlet üniversitelerinde ücretsiz okumak yerine niçin para vererek vakıf üniversitelerinde okuyorlar? Hem de ücreti denkleştirmede zorlanarak?.. Kalitesiz olan hiçbir şeye kimse para ödemez. Biraz önce  uluslararası öğrencilere değindiniz, ülkemiz dünyanın merkezinde olmasına rağmen niçin bu konuda istenen hedeflere ulaşamıyoruz? Talip Emiroğlu: Haklısınız bu konuda mutlu değiliz. Dünyada 7 milyon civarında uluslar arası öğrenci var. Bizde 300 bine yaklaştığı belirtiliyor. Ancak burada sayıdan ziyade niteliğe bakmak lazım. Bu öğrencilerin 40 bini Suriyeli, oturma izni alabilmek için üniversitelere kayıt yaptıran ama devam etmeyen Türk Cumhuriyetlerinden, Pakistan’dan ve Afganistan’dan öğrenciler var. Dolayısıyla nitelikli yabancı öğrenci sayımız çok daha düşük olabilir. Zaten bunu toplam gelirden de anlayabiliyoruz. Bizde bir yabancı öğrencinin ülkeye katkısı 10 bin dolar civarındadır. Oysa OECD ortalaması 18 bin dolar, İngiltere’nin ortalaması ise 44 bin dolardır. Buna rağmen geldiğimiz bu günkü durumu küçümsemiyorum, başarıdır. Ama bundan sonra bu konuya daha çok çalışmalıyız. Bu  konuda ben çok iyimserim. Cumhurbaşkanımızın bir milyon öğrenci hedefi koyması olumlu hava yarattı. YÖK de bu yönde destekleyici kararlar alıyor. Hedefe ulaşabiliriz. Ancak ücret ortalamalarını da yükseltmemiz lazım. Bunu yapabilirsek hem eğitim kalitesini artırabiliriz, hem de yabancı öğrenci gelirleriyle başarılı Türk öğrencilere daha çok burslu okuma imkanı sağlayabiliriz. Vakıf üniversitelerinin bu konuda belli bir başarıya ulaştığını söyledim. Çok daha iyi olabiliriz. Ancak devlet üniversitelerinin çok düşük ücretlerle yabancı öğrenci alması, hem vakıf üniversitelerinin önünü kesiyor, hem de işi ucuzlatıyor. Şunu demek istiyorum, vakıf üniversiteleri tıp fakültesine yıllık 20-30 bin dolara uluslar arası öğrenci alırken, devlet üniversiteleri Tıp Fakültelerine 2-3  bin dolara öğrenci alıyor. Dolayısıyla öğrenciler ucuza okuyabilmek için devlet üniversitelerini tercih ediyor. Kontenjan bulamayınca vakıfa geliyorlar.  Bu durumun daha iyi anlaşılması için şu örneği vermek istiyorum. Geçen ay Las Vegas Nevada Üniversitesi’ni ziyaret etmiştim. Bildiğiniz gibi orası devlet üniversitesidir. Tıp filan değil, ortalama fakültelerden söz ediyorum. Bağlı bulunduğu Nevada Eyaleti’nden gelen, yani kendi  öğrencilerinden  yıllık 9 bin dolar alıyorlar. Amerika’nın diğer eyaletlerinden gelen öğrencilerden 25 bin dolar, başka ülkelerden gelen öğrencilerden ise yıllık 35 bin dolar alıyorlar. Biz koskoca Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne üç bin dolara öğrenci alıyoruz. Neyimiz eksik bizim? Amerika’daki üniversiteler maddi durumları güçlü olduğu için daha iyi eğitim verebiliyor. Bu yüzden daha iyi araştırmalar yapıyor ve üretebiliyorlar. İmkan verilsin, inanın bizim hocalarımız, öğrencilerimiz dünyada çok ileri seviyede olabilirler. Ben alandaki biri olarak bunu görüyorum.  YÖK Başkanımız Sn. Erol Özvar yükseköğretimin sorunlarına çok vakıf bir Hocamızdır . Bu konuda da ülkemizin faydasına olacak düzenlemeler yapacağına inanıyorum. Türkiye’de bir ara arka arkaya vakıf üniversiteleri kuruluyordu. Son yıllarda pek kurulmuyor. Devlet mi izin vermiyor? Talip Emiroğlu: Bence cazip olmaktan çıktı. Biz  yükseköğretime 2009’da Avrupa Meslek Yüksekokulu’nu İstanbul’da kurarak girmiştik. Sonra Kocaeli’de üniversiteye dönüştürdük. Bu sürede üniversite kurmanın kriterlerinin sürekli değiştiğine tanık oldum. Hem kurmak için gerekli koşullar ağırlaştı, hem de işletmek için mütevelliye tanınan inisiyatif alanı sürekli daraltıldı. Bu yüzden 75 vakıf üniversitesi,5 de vakıf meslek yüksekokulu sayısında artış olmadı. Bence bu sayı fazla değil. Elbette devletin denetlemesinden yanayım. Ama bu yönlendirme şeklinde olmalı; yarın elinden alabilirim hissi ön planda olmamalı. Bu gün bir vakıf üniversitesi kurmak için, ilk başta 50-60 milyon doların gözden çıkarılması lazım. Bunun yanında bir sürü riski de kabul ederek işe başlayacaksınız. Karşılığında da her zaman kendini savunma durumunda kalıyorsunuz. Sizce cazip mi? Bu paralara dünyanın her yerinde daha cazip yatırımlar yapmak mümkün. Ben niye yapıyorum derseniz? Ömrüm eğitimle geçti. Eğitimden kazandığımı yine eğitime verdim. Zekatımı bile devlete okul yaparak yine eğitime verdim. Tek amacım var, yılların tecrübesini ve imkanını gençlerimiz için güzel çalışmalarda kullanmaktır. Eğitimde ülkemiz için elde edilmemiş başarıları hedefliyoruz. Bizi ancak ülkemiz ve insanlarımız için bir şeyler yapabilmek mutlu ediyor. Sürekli savunma yapmak zorunda kalıyoruz derken inisiyatif alanınızın daralmasını mı kast ediyorsunuz? Bu noktada, sizce vakıf üniversitelerinin şirkete dönüştürülmesi daha mı doğru olur? Talip Emiroğlu: Biraz öyle…Mesela, üniversiteyi kurmak için belirttiğim rakamları kendi varlığından karşılıksız veren ve üniversite maddi sıkıntıya düştüğünde destek için garanti veren Mütevelli Heyet Başkanı, kurumun muhasebesinden kendi adına bir çiçek gönderemiyor. Kuruma aldığı arabaya binemiyor. İşe aldığı akademisyenlerin maaşlarını devlet belirliyor. Kurumun reklam bütçesini, arge bütçesini vs. devlet belirliyor. Sanırım bu konuda liberal anlayıştan biraz fazla uzaklaşıldı. Vakıf üniversitelerinin ,devlet üniversiteleri gibi olması beklenmemelidir.Şu hususun altını çizmek istiyorum; vakıf üniversitesi kuran kişilerin geçmişine bakıldığında ticarette,üretimde veya yaptığı işte başarı sağlamış insanlardır.Bu insanlara biraz özgürlük tanınırsa.destek olunursa kısa sürede dünya standartlarında üniversiteler oluştururlar.Yabancı öğrenci hedeflerimize ulaşabiliriz.  Bence şirket üniversiteleri bu günün şartlarında  pek gerekli değil. Vakıf üniversitelerinin ticari olmasından şikayet ediyoruz. Şirkete dönüşürse bu algı daha da artacak, eğitimin önüne geçecektir. Şirket üniversiteleri yasallaştığı takdirde,mesela biz üniversitemizi şirkete dönüştürmeyiz. Bence çok ticari oldukları tespit edilen vakıf üniversiteleri de şirkete dönüşmezler. Ülkemizin şirket üniversitelerine henüz hazır olduğunu sanmıyorum. Ama üniversiteler için vakıf kanununda düzenlemeler yapılabilir. Mesela mütevelli heyetin daha rahat ve verimli çalışması için gelirin yüzde on oranını örtülü ödenek olarak kullanabilmesi lazım. Bu çalışmaları çok kolaylaştırır. Ayrıca kimse kimseyi töhmet altında bırakmaz. Sizin KKTC’de de üniversiteniz var, Ada Kent Üniversitesi değil mi? Kıbrıs’ın yükseköğretimini Türkiye ile karşılaştırdığımızda neleri öne çıkartabilirsiniz? Talip Emiroğlu: Ada’nın bu anlamda daha üniversal olduğunu düşünüyorum. Tanınma sorunu olan bir ülke olmasına rağmen. İlginçtir daha uluslar arası, öğrenci için daha güvenli bir yer. Toplamda yüz binin üzerinde üniversite öğrencisi var. Bu toplam nüfusun dörtte birinden fazladır. Türk öğrencilerin haricinde 40 bini aşkın uluslar arası öğrenci var. Ben bunu çok önemsiyorum. Bu öğrencilerin sayısı artırılabilir. KKTC yasalarına göre kurulmuş ama  YÖK akreditasyonu olmayan üniversite ve fakülteleri yabancı öğrenci tercih etmiyor. Özelikle sağlık bölümlerine kaliteli yabancı öğrenci almak mümkün. KKTC’de nüfusun azlığından dolayı, uygulama yapmanın zor olacağı düşünülerek sağlıkla ilgili fakültelere YÖK tarafından pek sıcak bakılmıyor. Halbuki, öğrencinin istenen uygulamayı yapabilmesi için ek kriterler konabilir. Laboratuvarların daha fonksiyonel olması, Türkiye’de veya öğrencinin kendi ülkesinde uygulama yapmasını zorunlu tutacak şartlar öne sürülebilir. Birleşmiş Milletler’in 2030’a kadar ulaşılmasını hedeflediği Sürdürülebilirlik Kalkınma Hedefleri konusunda ne düşünüyorsunuz? Sizin üniversitelerinizde bu yönde ne gibi çalışmalar yapılıyor? Talip Emiroğlu: İyi ki sordunuz bunu, teşekkür ederim.2015 yılında yapılan bu evrensel çağrıyı çok önemsiyoruz. Hepimiz için tek dünya var. Artık öyle bir çağda yaşıyoruz ki,burası benim kimse karışamaz, istediğimi yaparım diyemiyorsunuz. Dünyanın her hangi bir yerindeki olumsuzluk, her yeri ve herkesi ilgilendiriyor. BM’nin 2030 yılına kadar hedef koyduğu 17 başlıkta, maalesef henüz beklenen ilerleme sağlanamadı.Bu başlıkların hepsi insanlık için çok önemlidir. Ama iklim değişikliğinin düzenlenmesi, aşırı yoksulluğun sona erdirilmesi ve adaletsizlikle mücadele gibi başlıklar küresel bağlamda önceliğimiz olmalıdır.Bütün başlıkların hepsi çok önemli, ancak öncelikler arasına nitelikli eğitimi,sürdürülebilir tarımın desteklenmesi ve gıda güvenliğinin sağlanmasını da eklemek gerekir. Bu hedeflerin günümüz insanlarının ihtiyaçlarını karşılarken, gelecek nesillerin yaşamını da sürdürebilir hale getirmeyi amaçladığını vurgulamak isterim.Başarıya ulaşmak için devletlerin,akademinin,özel sektörün ve sivil toplum örgütlerinin işbirliği içerisinde çalışmaları son derece önemlidir. Biz kurum olarak, bu hedeflerin insanlık için ne kadar önemli olduğunu ilk önce zihinlere kabul ettirmenin gerekli olduğuna inanıyoruz. Bu konuda farkındalığı artırmak için sosyal medya ve diğer mecralardaki paylaşımlarımızda bu hassasiyete yer vermeye devam ediyoruz.  Bu konudaki  önceliğimiz eğitim- öğretimde sürdürülebilirlik derslerinin müfredata eklenmesi olmuştur. Aynı zamanda, öğrenci merkezli, interaktif  katılımcı öğrenme yaklaşımlarının benimsenmesi, yenilikçi eğitim, değişim ve dönüşüm becerisi, farklı paydaşlarla çalışabilme ve topluma katkı programlarını her zaman gündemimizde tutmaya çalışıyoruz. Önceki yıllarda olduğu gibi,bu yılın programına aldığımız panel, toplantı ve konferansların konuları da  bu hedeflerle alakalı oldu.Biz Sağlık ve Teknoloji temalı üniversite olduğumuz için konulara kendi penceremizden bakmayı tercih ediyoruz. Bunu şu misalle açayım, seçtiğimiz bölgedeki iklim değişikliğinin canlıların sağlığına yaptığı olumsuz etkiyi bir konferans konusu olarak ele almıştık. Yine, Eczacılık Fakültemizin alternatif gıda üretimiyle ilgili yaptığı çalışmayı da örnek verebilirim. Son olarak şunu sormak isterim, her şeyin hızla değişiyor olması eğitimi nasıl etkiliyor? Siz kurumlarınızda eğitim planlaması yaparken dünyadaki değişen beklentileri göz önüne alıp nasıl bir güncelleme yaptınız?  Talip Emiroğlu: Son yıllarda gündemde olan holakrasi yönetim şekli, bizim kurumlarımızda yıllar önce  benimsenmişti. Biz hep birlikte karar alıyor, hep birlikte uyguluyoruz. Bunun uzantısı olarak da kurumlarımızda esnek eğitim modeli uyguluyoruz. Her fakülte ve bölümlerimizdeki ders planı buna göre hazırlandı. Türkiye’de tam olarak ilk bizim kurumlarımızda uygulanıyor bu model. Rektörümüz diğer üniversitelere de gidip anlatıyor, öncülük ediyor. Mesela bir bölümde, zorunlu mesleki derslerin yanında, yetkinliklere dayalı esnek dersler de yer alıyor. Bunlar farklı disiplinlerden dersler, mikrokredi, sertifikalar; önceki öğrenmenin tanınması ve bireysel öğrenme konferansları gibi. Bizim önceliğimiz, eğitim programlarımızı iş dünyasının beklentilerine göre güncelleyebilmektir. Bakın, Davos’ta yapılan 2023 Dünya Ekonomik Formunda, işverenler yüzde 70 oranında mezun yetkinliklerinden memnun değil. Yani üniversitelerdeki eğitim iş hayatının ancak yüzde 30’unu karşılayabiliyor. Durum böyle olduğu için önümüzdeki beş yıl içerisinde, diplomanın yanında yetkinliklere göre işe alma oranının yüzde 50’ye çıkması ön görülüyor. Bu şu demek, ben diplomaya bakmam, yaptığın işe bakarım. Rapordaki diğer bir önemli öngörü de, 2030’da şu anki işlerin yüzde 85 oranında biçim değiştirecek olmasıdır Dikkatimi çeken diğer bir hususta şu anda gençlerin yüzde 85’inin uzaktan çalışma eğiliminde oluşudur. Bütün bu gelişmeler, eğitimi nasıl planlamamız gerektiğini bizlere gösteriyor.  Ülke olarak eğitimde zihniyet devrimi yapmamız gerekiyor. Batı eğitimde, Postmodern çağı geride bırakıp Dijimodern çağı yaşamaya başladı. Biz ise hala tam olarak,  modernist metodun öğretmen odaklı eğitimini  terk edip öğrenci odaklı olamadık. Öğrencilerimiz dijimodernist, eğitim anlayışımız bir asır evveli, olmamalı. Bunları doğru tespit edersek hızla iyileştirebiliriz kanaatindeyim.

Kıbrıs Gazetesi